Aktif Haber

Her Pazar Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosunda saat 18:00 de Sema Töreni yapılmaktadır

 

 
 
Câmi Mûsikîmizde Ezanlar



 
CÂMİ MÛSİKÎMİZDE EZANLAR
 İslâm âleminde bir mûsiki formu olarak ele alınıp işlenmesi ve şekillenmesi daha çok Osmanlılara mahsus olan dini mûsikî kısaca:
a)“Cami’de toplu ibadet çerçevesinde ortaya çıkan ses mûsikîsi” olarak ifade edebileceğimiz “cami mûsikî’siyle”,
b)“Bir tasavvufi anlayış çerçevesinde düzenlenen toplantılarda bazen sazlarında iştirakiyle okunan dînî eserlerin bütünü” şeklinde özetlenebilecek olan “tekke (tasavvuf) mûsikîsi olmak üzere iki yakın türdedir.
Ortak pek çok vasfı olmakla birlikte bu her iki türün beste şekilleri ve üslûpları arasında bazı farklılıkların bulunduğu da bilinmektedir. Şimdiki konumuz dışında kalması münasebetiyle tekke mûsikîsi ve şekillerini başka bir yazımda işlemek üzere bu çalışmamızı, cami mûsikîsinin günümüzde de en çok icrâ edilen şekillerinden “ezan”a ayırdık.
Cami mûsikîsi, gerek ibadet esnasında ve gerekse ibadet öncesi ve sonrasında ortaya çıkan, çoğunlukla irticâle (doğaçlamaya) dayalı namelerden meydana gelen ses mûsikîsinden ibarettir. Burada en önemli unsur “namaz” olduğundan, cami mûsikîsi denilince akla namazın cemaatle îfâsı esnasında imam ve müezzin/müezzinlerin ses musikîsine dayalı faaliyetleri gelmektedir. Buna cami musikîsi formlarını ezan, salâ, temcîd, münâcât, kmet, namazın cemaatle kılınması sırasında imamın kırâatı (okuması), tesbîh, dua ve mihrâbiyye şeklinde sayabiliriz. Ayrıca tekbir, mevlid, mirâciyye ve tevşîhlerin yanı sıra ilâhi, mersiye ve naatların da zaman zaman camilerde okunduğuna şahit olunmaktadır. Çünkü pek çok dînî mûsikî formu hem camide hem de tekkede ortaklaşa icrâ edilebilmektedir. Meselâ tekkelerde zikir esnâsında zâkirler tarafından okunan “ilâhiler”le, camide terâvih namazındaki dört rek’atlar arasında okunan “Ramazan ilâhileri”; Muharrem ayında hem tekkelerde hem de camilerde okunan “mersiyeler”; tekkelerde zikrin başında ve ortasında, camilerde Cuma ve Bayram namazlarından önce okunan “na’tlar”, bu ortak icradan bazılarıdır.
Burada Cami mûsikîsinin özelliklerinden söz etmek yerinde olacaktır.
1)Cami mûsikîsinde güfte olarak adlandırabileceğimiz metinler, dinî zaruretler îcabı Arapça’dır.
2)Cami mûsikîsinde icrâlar sadece ses ile yapılmaktadır. Bu sebeple camide herhangi bir mûsikî aleti kullanılmamaktadır.
3)Cami mûsikîsine ait eserler genellikle tek kişinin icrâsına dayanmaktaysa da, yer yer yapılan toplu icrâlara “cumhur/cumhur müezzinliği adı verilmiş ve bu, dinî mûsikîde bir ıstılah olarak kullanılmıştır.
 Bu kısa girişten sonra esas konumuz olan ezan bahsine dönüyorum. Arapça “çağrıda bulunmak, ilân etmek” anlamlarına gelen ezan, farz namazların vaktinin girdiğini Müslümanlara duyurmak amacıyla, bilinen cümlelerle okunan metindir. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in Medine’ye hicretinin 1. yılında (diğer bir rivayete göre 2. yılında) meşru kılınan ezan, ilk olarak Ebu Amr Bilâl b. Rebâh el-Habeşî (Bilâl-i Habeşî) tarafından sabah vakti, Neccaroğullarından bir hanıma ait yüksek bir evin üstüne çıkılarak okundu. Daha sonraları Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına yapılan yüksekçe bir yerden okunmaya başlandı. Hayatı boyunca Hazret-i Peygamber’in müezzinliğini yapan ve başta Bedir olmak üzere Peygamber’in bütün savaşlarına katılan Bilâl-i Habeşî’nin dışında Abdullah b. Ümmü Mektûm, Ebû Mahzûre Semure ve Sa’d b. Âziz (Sa’d el-Karaz) adlı sahâbiler de bizzat Resûlullah tarafından tayin edilmiş müezzinlerdir.
 İcrâsı bakımından dış ezan ve iç ezan olmak üzere ikiye ayrılan ezanın minareden okunanına “dış ezan”, cami içinde okunanına da “iç ezan” denir. Türk mûsikîsinde ezan, okunduğu namaz vaktine göre seçilmiş bir makamla, kendine mahsus bir icrâ tarzı ve üslup çerçevesinde serbest olarak şöyle okunur: Hangi makamda okunacaksa, başlangıç tekbirlerinde o makamın ilk perdeleri gösterilir. Lafzatullah’ın açık olarak telaffuz edilmesine bilhassa dikkat edilmeli, “…lahu ekber” şeklinde söylenip anlaşılmasına ve benzeri prozodi hatasına meydan verilmemelidir. Ardından gelen “Eşhedü en lâilahe illallah” cümlesi de tekbirlerde kullanılan perdelerden okunur. Daha sonraki “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” cümlelerinde de makamın meyâna gelmeden önceki seyrini gösteren nağmeler yapılır. “Hayye ale’s-salâh”lar ezanın meyân kısmıdır. Bu sebeple bu kısımda tiz seslerde dolaşılır ve uygun makam geçkileri yapılır. Devam eden “Hayye ale’l-felâh”ta ise bu kısmın ikinci meyân olması sebebiyle yine meyân nağmelerinde seyredilir. Son “tekbirler”de, makamın karar perdeleri gösterildikten sonra “tehlil”de de karar verilerek ezan bitirilir.
 Ezanlarda, dini mûsikînin kendine mahsus ağır başlı tavrını korumaya özen gösterilmelidir. Ezanın okunuşunda müezzinin ses rengi, perde genişliği ve yukarıda izah etmeye çalıştığım gibi bilhassa mûsikî bilgisinin önemli rolü vardır. Sesin perdeli ve sürekli nağme yapacak derecede kuvvetli olmasının da ehemmiyeti büyüktür. Tâbir yerinde ise, “irticâlî bir beste” olarak ta isimlendirebileceğimiz ezan icrâsı, gerçekten ayrı bir yetenek ve hüner işidir. Özellikle karar perdelerinin ezanın en tesirli bölümleri olduğu göz önüne alındığında, bu kısımlarda daha dikkatli olunarak makamın seyrinde bir akıcılığın teminine çalışılmalıdır.
Müezzin, minarenin kıbleye açılan kapısından yani kıbleye yönelmiş olarak ezan okumaya başlar. Şerefede daima sağa doğru yürümek sûretiyle ezanı devam ettirir. Ezanlar şerefede bir kişi tarafından okunur. Ancak birden fazla minaresi bulunan camilerde karşılıklı olarak ta okunabilir. “Çifte Ezan” adı verilen bu uygulamada müezzinler, karşılıklı perde göstererek ezanı okurlar. Ayrıca birbirine yakın camilerde müezzinlerin karşılıklı olarak ezan okuduklarına da şâhit olunmaktadır.
 Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’un kültür ve sanat tarihinde ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Zamanla her türlü mûsikî hareketinin de merkezi durumuna gelen İstanbul’da ezanlar genellikle şu makamlarda okunurdu: Sabah ezanı dilkeşhâverân, sabâ, dügâh; öğle ezanı sabâ, hicaz; ikindi ezanı uşşak, bayâti, hüseynî; akşam ezanı segâh, müsteâr; yatsı ezanı uşşak, nevâ, rast. Ayrıca sabah ezanından bir süre önce dilkeşhâverân makamında bir salâ vermek, arkasından da kısa bir kasîde okumak; öğle, ikindi, yatsı ezanlarından sonrada ezanın okunduğu makamdan kısa bir salâ vermek âdeti vardı.
 Cuma namazında hatibin minbere çıktığı sırada cami içerisinde okunan ezana “iç ezanı” denir. Bir kişi tarafından okunan bu ezanda da dış ezandaki seyir düzeni, biraz daha kısa olarak tatbik edilir. Hatip minbere çıkarken müezzin tarafından okunan âyet ve ardından getirilen salâtü selâmda hangi makam uygulandıysa iç ezanında aynı makamda okunması gerekir. İslâm Tarihinde Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer devirlerinde Cuma günleri sadece hutbeden önce bir iç ezan okunurdu. Ancak nüfusun giderek kalabalıklaşması üzerine Hazret-i Osman devrinden itibaren Cuma namazı için vaktin geldiğini haber vermek amacıyla dışarıda da ezan okunmaya başlandı.
 Osmanlı döneminde geniş bir imam ve müezzin kadrosuna sahip bulunan selâtin camilerinde görev yapacak imam ve müezzinlerin güzel sesli ve mûsikî bilgisiyle donanmış iyi birer icrâcı olmaları ön planda tutulurdu. Bu konu ile ilgili olarak birçokları arasında Süleymaniye Vakfiyesi ve Hatice Sultan Vakfiyesi (Yenicami, Eminönü)’ni örnek olarak vermek istiyorum. Süleymaniye Vakfiyesi’nde müezzinlerde aranan özelliklerle ilgili şöyle denilmektedir: “…ve yirmidört adet ilm-i mûsikâr ve fenn-i edvâr (mûsikî ilmi) da mâhir şuab-ı makâmâtta ve tercî-i terennümâtta sâhir hûb-âvâz kimesneler müezzin olup … ve vazîfe-i yevmiyeleri beşer akçe ola…”. Müezzinlerle ilgili Yenicami Vakfiyesi’nde ise şu ifadelere yer verilmiştir: “… ve oniki nefer sıyânüt ü afâf ile mevsûf ve diyânet ü salâh ile ma’rûf fenn-i makâmâtta bînazîr, ilm-i mîkâtta basîr, nîk-ne-fes ve hûb-nefes kimesneler evkât-ı hamsede müezzinler olup münâvebe tarîkiyle ref-i savt ile minârelerde ezan okuyup… ve zikrolunan müezzinlerin her birinin cihet-i yevmiyesi onar akçeye reislerinin onikişer akçe…”. Bu ifadelerden, müezzinlerin namaz vakitlerini iyi tayin edebilen, takvâ sahibi ve pratik olarak mûsikî bakımından da iyi seviyede olmalarının gerekliliği vurgulanmaktadır. Ayrıca görüldüğü gibi ücretlerinin dolgun oluşu da, müezzinliğe verilen önemin bir göstergesidir.
 Müezzinlik müessesesinin Osmanlı saray teşkilâtında da ayrı bir yeri vardı. Saray’daki Enderun Mektebi’ne alınan güzel sesli ve kabiliyetli gençlere burada mûsikî eğitimi verilir, içlerinde müezzinliğe yatkın olanlar müezzin olarak yetiştirilirdi. Müezzinler arasında ehliyetli ve en kıdemli olan “müezzinbaşı (sermüezzin)” tayin edilirdi. Osmanlı tarihinde müezzinbaşılığı ihdâs ederek müezzinlerin görevlerini bir tâlimatnâme ile belirleyen Hükümdar Sultan II. Beyazıt Han’dır. Enderun’da Has Oda mensuplarından olan hünkâr müezzini, saray mescidinin başmüezzini olduğu gibi padişahların Cuma ve Bayram namazları için gittiği camilerde de müezzinlik yapardı. Ayrıca hünkâr müezzinlerinin maiyetinde “müezzinân-ı hâssâ” denilen güzel sesli, mûsikî bilgisi ve icrâsı kuvvetli bir müezzin grubu bulunurdu. Bazı kayıtlara göre bunlar XVI. Yüzyılda onbeş kadarken XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında sayıları otuz a ulaşmıştır.
 Osmanlı devrinde bestekârlığın yanı sıra sarayda musâhiblik ve ardından başmüezzinlik görevine yükselmiş meşhur mûsikîşinaslar vardır. XIX. Yüzyılın ünlü mûsikîşinaslarından Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi, Şâkir Ağa, Hacı Hâşim Bey ve Rıfat Bey bunlardan bazılarıdır. XX. Yüzyılın ilk yarısında da müezzin ve başmüezzinler arasında seslerinin güzelliği ve mûsikî bilgileriyle âdetâ sembolleşmiş isimler vardır. Bunlar arasında Süleymâniye Camii müezzinlerinden Hâfız Şevket ve Hâfız Kemal, Üsküdar Yeni Valide Camii müezzini Hâfız Süleyman Karabacak, Beyazıt Camii müezzini Kerim Akşâhin ve Aksaray Valide Camii Başmüezzini Hâfız Cemal Efendi’yi bilhassa zikretmemiz ve daha sonraki dönemde bu isimlere Hâfız Yusuf Gebzeli’yi eklememiz gerekir. Ben burada özellikle “Ezâni” lâkabıyla tanınmış Aksaray’lı Cemal Efendi’den bahsetmek istiyorum.
 Önce Üsküdar’daki Atik Valide Camii, daha sonra da Aksaray Valide Camii başmüezzini olup “Nalıncı Hâfız” lâkabıyla tanınan bir müezzinin oğlu olan Cemal Efendi, babasının vefatı üzerine Aksaray Valide Camii’ne müezzin olmuş ve son zamanlardaki rahatsızlığı sebebiyle görevinden ayrılıncaya kadar bu camide müezzinlik vazifesini sürdürmüştür. Zamanın önde gelen mevlidhan ve na’thanlarından ise de asıl şöhretini tiz perdeden okuduğu ezanlarla yapmış, 1946 yılında vefat etmiştir. Arkadaşlarından mûsikîşinas Hâfız Ali Rıza Sağman Meşhur Hâfız Sâmi Herhum adlı eserinde Cemal efendi hakkında şöyle diyor: “…Aksaray’lı Hâfız Cemal için, hiç tereddüt etmeden “Yalnız ezan okumak için yaratılmıştır.” derim. Ezanda bir Bilâl-i Sânî idi. Mevlid nasıl ki Hâfız Sâmi’de en ulvî sesini kaybetmiş ise ezan okumak ta Hâfız Cemal ile gitmiştir. Cemal, Aksaray Vâlide Camii’nin minaresinde, dirseklerini şerefenin kenarına dayayıp başını elleri arasına alarak okumaya başladığı zaman bütün muhiti bir hayranlıktır alırdı. Ezan bitinceye kadar evler, yollar, meydanlar mutlak bir sükûnet içinde kalırdı. Tramvaylar, elektrik kesilmiş gibi oldukları yerde durur, arabalar yürümez, pencereler açılır; dükkânlar, mağazalar, kahvehâneler boşalır, iş güç dururdu. Yalnız Türkler ve Müslümanlar değil, Rumlar ve Ermeniler de büyük bir hayranlıkla dinlerlerdi. Cemal’in ezan ve salâsını dinlemek için çok uzak semtlerden gelerek minare diplerinde bekleşenleri biliyoruz.” Yine aynı eserde Ali Rıza Sağman, Hâfız Cemal ile ilgili bir hatırasını anlatıyor: “…Milli Mücâdele’yi müteâkib Şehitlikleri İmar Cemiyeti tarafından Anafartalar’da mevlid okumak üzere davet edilmiştik. Şu hâfızlar bulunuyordu: Hâfız Şaşı Osman, Hâfız Cemal, Hâfız Âşir, Sultanselimli Hâfız Rıza (kendisi). Vapurumuz sabaha karşı Gelibolu önüne varmıştı. Tertip heyeti, okuma heyetinden salât ü selâm ve ezan istedi. Salât ü selâm’dan sonra Hâfız Cemal bir sabah ezanı okudu. Aman Allhım! O ne ses, o ne okuyuş, o ne aşk! Vapurumuzdan yükselip her yana yayılan bu “tevh’id sadâsı”; Anadolu, Rumeli sahillerini boyluyordu… Cemal’in o ezanı parlak bir tarihin, eşsiz bir kahramanlık hâdisesinin başlı başına bir kitabı, belgeseli, bir destanı olmuştu.” Mûsikî yazarı Rıdvan Lale, bir makalesinde Cemal Efendi’den söz ederken, onun Vâlide Camii’nde okuduğu ezanı Fatih ve Kocamustafapaşa semtlerinden dinlediğini anlatır. Cemal Efendi’nin, son zamanlarında minareye çıkamayacak kadar yaşlanınca evinin penceresinden ezan okumak zorunda kaldığı fakat bu ezanların minareden okunmadığını kimsenin fark edemediği söylenir. Aksaray Vâlide Camii başmüezzinlerinden Hasan Gökdemir, Cemal Efendi’yle ilgili şu hatırasını nakleder: “Edirne’nin kurtuluşu münasebetiyle Selimiye Camii’nde okunacak mevlide İstanbul’dan birkaç kişi çağrılmıştık. Cami, Anadolu’danda gelenler sebebiyle hınca hınç doluydu. Burada Cemal Efendi iç ezanı okurken bir ‘Hayye ales-salâh’ çekti. Bu sırada cami içerisi deniz gibi dalgalanmaya başladı. Cam kenarlarında oturanlar sanki kendilerini duvardan dışarıya atıyorlardı. Mahfelden pencere kenarından kendini yere atanları gördüm. Hayatımda öyle bir ‘Hayye ales-salâh’ işitmedim. Sanki fevka-l beşer.” Hasan Bey, 1936 yıllarında cereyan eden bir diğer hatırasını da şöyle anlatıyor: “Cemal Efendi ile Yahyâ Efendi Dergâhı’nda okunacak bir mevlid merasimi için davet edildik. Okuyucular arasında sesi tiz ve o derecede güzel bir Arap vatandaşı vardı. Mevlid’den önce ezan okunması istendi. Bu zât ile Cemal Efendi çifte ezan okumaya başladılar. Arap okuyucu tiz perdeden başlıyor, Cemal Efendi ise bir perde yüksekten ‘Hayye ales-salâh’a girince diğer zât devamını getiremeyerek ezanın geri kalan kısmınıda Cemal Efendi’ye bıraktı.”
 Şimdi, kaidesine uygun okunan güzel bir ezanın insan ruhunda meydana getireceği mânevi tesirler üzerinde örnekler vermek istiyorum. Reşat Davran anlatıyor: “İngiliz Sefâreti mensuplarından bir zât İstanbul’u gezmeye gelir. Bir gün arkadaşlarıyla Sultanahmet Camii civarında dolaşırlarken müezzin öğle ezanını okumaya başlar. İngiliz, müezzinin tesirli ve âhenkli sesini hayranlık içinde ve derin bir huşû ile dinler. Ezandan sonra yollarına devam ederlerse de misafir, o ilâhî sesin etkisinden bir türlü kurtulamaz. Mısır Çarşı’sını dolaştıktan sonra Galata Köprüsü yolu ile Karaköy’e gelirler. Burada da Ziraat Bankası’nın bitişiğindeki ahşap mescidin minaresinden okunmakta olan ikindi ezanını dinledikten sonra İngiliz misafir sanki kendine gelir ve müezzine bir İngiliz Lirası ikram eder. Bu hareketinin sebebini öğrenmek isteyen arkadaşlarıyla müezzine; Eğer bu müezzin efendi de Sultanahmet’teki kadar tesirli bir ezan okumuş olsaydı ben şimdi içinizde bir İngiliz Müslüman olarak bulunacaktım. Bu zât, benim dinimde kalmamı sağladığı için onu mükâfâtlandırdım.” der.
 Bestekâr, hânende, üstâd Münir Nurettin Selçuk, “Aziz İstanbul” adlı bestesinin hikâyesini anlatıyor: ‘Ben bu eserimi uzun sürede besteledim. Takdir edersiniz ki bu süre içinde devamlı o beste ile meşgul olmadım. Melodileri yerleştiriyorum, bir müddet sonra bazılarını çıkarıyorum, bilâhare ilâveler yapıyorum. Zaten bu faaliyet “artık bu eserin melodileri iyice yerleşti, eser kemâle erdi.” kanaati uyanıncaya kadar devam eder. Bestekârlıkta da eserin olgunlaşmasının belli bir zamanla kayıtlı olmadığı da mâlumdur. Bazı eserler kısa zamanda besteleniverir, bazısı çok uzun zaman alır. Eserin artık tamamlandığını hissettim. Bu düşüncelerle yattığım gecenin sabahında Beylerbeyi Camii’nde okunan sabah ezanı ile uyandım. Aman Allah’ım! O ne ilâhi sesti. Kalktım, huşû içinde ezanı dinledim. Ezan sona erince, o sırada yavrusuna ninni söyleyen bir anne canlandı gözümde. Bu, ya o anlık bir ilhamdı, ya da gerçekten kulağıma gelmişti onu pek kestiremiyorum. Bu iki motifi “Artık bitti.” dediğim eserime eklemeliyim dedim. İşte “Aziz İstanbul” da, eserin sözlerine geçmeden en başta yer alan melodik iki cümle, bu ezanı ve ninniyi sembolize eder.”
 Bestekâr Yesâri Âsım Arsoy anlatıyor: “Biz bir müddet Fatih’in Yavuz Sultan Selim semtinde oturduk. Bir sabah Aksaray’lı Hâfız Cemal Efendi’nin ezanıyla uyandım. Ezan süresince vücudumun bütün âzalarının en küçük zerresine kadar tehlil getirdiğini hissettim.”
 Bu yazımda, yüzyıllar boyu gökkubbede yankılanan, dînî mûsikîmizin gür sesi            ”ezanlar”ı, tarihi ve mûsikîsiyle ele aldım. Satırlarımı Mehmet Akif Ersoy’un “İstiklâl Marşı”ndaki temennisiyle noktalıyorum:
 Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli
 Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


KAYNAKLAR
-Ali Rıza Sağman, Meşhur Hâfız Sâmi Merhum, İstanbul 1947, s.97-104
-Süleymaniye Vakfiyesi (nşr. Kemâl Edip Kürkçüoğlu), Ankara 1962, s.33
-Tâhirülmevlevî, Müslümanlıkta İbadet Tarihi, İstanbul 1963, s.58-64
-Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, İstanbul 1968, c.I, s.255-257
-(İstanbul) Yeni Camii ve Hünkar Kasrı, İstanbul tarihsiz, s.79-110
-Halil Can, “Dînî Türk Musikisi Lugatı”, Musiki Mecmuası, İstanbul 1966, sy.218, s.56
-Reşad Ekrem Koçu, “İstanbul’da Ezan Musikisi”, Hayat Tarihi Mecmuası, İstanbul 1969, sy.11, s.18-20
-Nuri Özcan, “Cemal Efendi, Aksaraylı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c.VII, s.301-302
-a. mlf., “Ezan(mûsikî)”, a.g.e., c.XII, s.43-45

 
Sonraki >

REVNAK BAYAN TASAVVUF TOPLULUĞU T.R.T DE - Revnak Bayanlar Tasavvuf Topluluğu, 5 Haziran 2010 saat 10:00'da TRT haber'de (TRT 2)
canlı olarak yayınlanan 'Haber tadında'adlı programa katılacaktır.

MALTEPELİM HUZUR EVİ KONSERİ - 29 Mayıs 2010 saat 17:00'de Maltepelim Huzurevi bahçesinde yapılacak olan
Türk Halk Müziği konserine herkesi bekliyoruz.

6 Haziran 2010 Yıl sonu konseri - Derneğimizin yıl sonu kapanış konseri 6 Haziran 2010 saat 18:00'de Yeditepe
Üniversitesi (Kayışdağı) İnan Kıraç salonunda yapılacaktır.Konserin tüm geliri Maltepelim
huzurevi yararına yapılacak olup bilet ücreti 5 TL dir.Biletleri dernek merkezinden veya Huzurevinden
temin edebilirsiniz.Konser içeriği;Revnak Bayanlar Tasavvuf topluluğu ve Sema gösterisi,
Türk Halk Müziği konseri ve batı müziğinden oluşmaktadır. Servisler saat 16:00'da Bostancı
 Vapur iskelesi ve Kadıköy Haldun Taner önünden kalkacaktır.Tüm üyelerimizi ve ilgilenen herkesi bekliyoruz.


GALATA MEVLEVİLERİ SEMÂ VE TASAVVUF TOPLULUĞU -

GRUBUMUZ HER SALI 19:00-21:00 SAATLERİ ARASINDA DERNEK MERKEZİMİZDE ÇALIŞMALARINI YAPMAKTADIR.



TÜRK HALK MÜZİĞİ KORO -

Türk Halk Müziği Koro Çalışmalarımız Cumartesi 13.00-15.00 Pazartesi 19.00-21.00 saatleri arasında yapılmaktadır.



Muammer Karaca Tiyatrosundayız -

Her Pazar Muammer Karaca Tiyatrosu'nda düzenlemiş olduğumuz Sema programımız için biletleri tiyatro gişesinden alabilirsiniz.Bilet ücreti 35 TL'dir



REVNÂK BAYANLAR TASAVVUF TOPLULUĞU -

REVNÂK BAYANLAR TASAVVUF TOPLULUĞU HER PERŞEMBE 19:00-21:00 SAATLERİ
ARASINDA ÇALIŞMALARINA DERNEK MERKEZİMİZDE DEVAM ETMEKTEDİR.



Her Pazar Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosunda saat 18:00 de Sema Töreni yapılmaktadır -

6 HAZİRAN YENİKAPI MEVLEVİHANE'Sİ PROGRAMI - 6 Haziran 2010 saat 14:00'te Yenikapı Mevlevihane'sinde Uluslararası Mevlana Vakfının organizasyonunda derneğimizin gerçekleştireceği Sema törenine teşriflerinizi beklemekteyiz.

Tasavvuf Sohbeti -

Her Cumartesi saat:11.00-12.00 arası Doç.Dr. Nuri Uygun'un Tasavvuf sohbetleri devam etmektedir.



KUR'AN TEFSİRİ DERSLERİMİZ BAŞLAMIŞTIR - Dernek merkezimizde Çarşamba 19:00 - 21:00 ve cumartesi 18:00 - 20:00 saatleri arasında Hocamız
Ahmet Tekin gözetiminde Kur'an-ı Kerim Tefsiri dersleri yapılmaktadır.Dersler ücretsiz olup
isteyen herkes katılabilir.

Ahmet Tekin  

Akademisyen, yazar, kamu Hukuku, tefsir ve hadis uzmanı

1946 sonbaharında bağlar bozulurken Nevşehir’in Karacauşağı köyünde doğdu. İlkokul’a devam ederken hafızlığı da bitirdi. 1968’de İstanbul İmam-Hatip Okulu’ndan birincilikle mezun oldu. 1972’de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü, 1974‘te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1973‘te Edebiyat Fakültesi’nde Umumi Sosyoloji sertifikası aldı. Hukukta öğrenim gördüğü sırada Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi ve Hukuk Metodolijisi derslerini seçerek okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku‘nda doktoraya başladı, tez safhasında bıraktı. Kamu Hukuku, Tefsir ve Hadis Uzmanıdır.

1968’de “İslâm Fıkhında Mürtede Ait Hükümler” isimli Doç. Dr. Abdürrezzak Samarrâî’nin kitabının dörtte üçünü tercüme etti. (Osman Zeki Soyyiğit’le birlikte) O dönemde “Türk ve Amerikan Hukuklarında Grev ve Lokavt Ertelemesi”, “İslâm Hukukunda Yabancılar Hukuku”, “İslâmdan Önceki Türkler’de Devlet veHukuk Anlayışı” konularında üç önemli çalışma yaptı.

1971’de Muhammed Yusuf Kândehlevî’nin “Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık” isimli 5 ciltlik hadis kitabını tercüme etti. Kitap 7 baskı yaptı. (Ahmet Muhtar Büyükçınar, rahmetli Yaşar Erol, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Mustafa Yalçın ile birlikte)
1974’te Talim Terbiye Kurulu Başkanı’nın başkanlığında “Ahlâk Dersleri Programı”’nı hazırlayan komisyonda çalıştı. Rahmetli Doç. Dr. Nurettin Topçu, Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör, rahmetli Yaşar Erol ve Doç. Dr. Emin Işık ile birlikte orta öğretimde okutulan “Ahlâk” kitaplarını yazdı. Bu kitaplar 1975 – 1980 yılları arasında Talim Terbiye Kurulu tarafından her yıl 14 Milyon Adet bastırılmıştır. Kalem Yayınevi’nde 155 kitap neşretti. Bu kitapların editörlüğünü yaptı. Bu arada Ahmet Muhtar Büyükçınar, Ömer Faruk Harman, rahmetli Yaşar Erol ile birlikte, Kur’an’dan sonra 6 büyük hadis kitabından biri olan İmam Neseî’nin 8 ciltlik Sünenü’n-Neseî’sini, Şâfiî imamlarından Süyûtî’nin şerhi ve Hanefi imamlardan Sindî’nin haşiyesiyle birlikte tercüme etti.

1982’den itibaren üç yıl süreyle İstanbul’da neşredilen “el-Misâk” isimli bir Arapça Gazetenin sorumlu Yazı işleri Müdürlüğü’nü yaptı. Türkiye’de çizgileri Türk ressamlarına ait olan renkli ve resimli çocuk kitaplarını ilk neşreden oldu. Kanunî devrinde Arapça divan yazan Türk şairlerinin şiirlerinin tercümesini redakte etti.

1999’da “Hz. Ali k.v. nin Rivayet Ettiği Hadisler ve Görüşleri”ini derleyip tercüme etti. “Delâilü’l-Hayrât” adlı bir dua kitabıyla “Buharî’den Seçme Hadisler” adlı 2 ciltlik bir hadis kitabı metinleri ve şerhleriyle birlikte Yasin Yayınevi’nde neşredildi. Arapça, İngilizce, Farsça bilir. Evli ve 5 çocuk babasıdır.

ESERLERİ:
• Makâlat - Hacı Bektaşî Veli’nin Konuşmaları ve Öğütleri
• “Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru” Tefsirî - Meal
• Kur’an Yolunda Kalem Oynatanlar- Meallerle ilgili eleştiriler
• “Kur’an’ı Hedef Alan Tahrifatçılar”
• “Kur’an ile İlân Edilen İnsan Hakları”
• “Diyalogculara Kur’an Dersi” 2 Baskı yaptı.
• “Sünnetin Anlaşılmasına Doğru” – 3 Cilt 3400 Sayfa – Kaynaklarıyla birlikte 8000 Hadisi havi
• “Peygamberimizin Yol Arkadaşları” – 2 Cilt 2224 Sayfa
• “Bütün İnsanlığın Peygamberi Hz. Muhammed s.a” – Tam Metin Veda Hutbesi ile birlikte
• “ Kur’an ve Sünnetteki Veciz Dualar”
• “Atatürk‘ün Manevi Dünyası” – Rahmi VARDI ( Ahmet TEKİN ‘in katkılarıyla)
• “Hak Din İslam ve Hak Dinden Sapmalar” Misyoner Papazların, İncilin ve hristiyanlığın meşruiyetine kaynak zannettikleri Kur’an ayetleriyle ilgili doğru anlayışlar.

Neşredilecek eserler :
• Nüzul Sebepleri ve İlgili Hadislerle Birlikte Kur’an Meali
• İslam Teşri Tarihi
Kur’an’ı Kerim Lugatı - Türkiye Türkçesi ile birlikte bütün Türk lehçelerinde hazırlanarak Türk Diline ve Kur’an’ı Kerime hizmeti amaçlayan bir kitap.



Revnak (Bayan Tasavvuf Topluluğu) -

''REVNAK''(Türkiye'nin ilk ve tek Kadın Tasavvuf Topluluğu)Topluluğumuz 2003 yılında İ.Ü.Dev. Kons.Sanatçı Öğr.Gör. Birsen Çakmut tarafından kuruldu.Bir müddet İ.T.Ü Dev.Kons.Öğr.Gör. Engin Baykal tarafından çalıştırılan grup,daha sonra İ.Ü.Dev.Kons.Sanatçı Öğr.Gör.Metin Özden'in şefliğinde 2007 yılına kadar çalışmalarını aralıksız sürdürdü.Daha sonra Birsen Çakmut'la yollarına devam eden grup Yenikapı Mevlevihanesi ve Gelibolu Mevlevihanesi'nin açılışında Ayin öncesi ilahi grubu olarak görev yaptı.Grubumuz Galata Mevlevihanesi'nin Restorasyon'undan önce Erkek Tasavvuf ve Sema grubu öncesi Tasavvuf müziğinden örnekler sunmuştur.Çeşitli konser salonlarında ve belediyelerin etkinliklerinde görev alan grup CD çalışmalarının alt yapı çalışmalarına başlamıştır.

REVNAK 19.11.2009'DA KANAL T ANA HABER BÜLTENİNDE GÜLGÜN FEYMAN'IN KONUĞU OLDU.

1. Bölüm

 


 

MUTRIP HEYETİ-SAZENDELER ve HANENDELER

Birsen Çakmut-Kudüm-İ.Ü.San. Öğr.Gör.

Seda Tüfekçioğlu-Kanun-Marmara Üniv. Master

Lale Duga-Kemençe-İ.T.Ü mezun ,öğretmen

Civan Argönül-Ud-Konservatuvar mezunu-Bestekar

Elif Türkoğlu-Ney-Öğrenci

Pınar Mezireli Güzel-Bendir-Kons.Mezun

Canan Erden-İ.T.Ü Kons.Mezun

Bircan Demir-Kons.Mezun-Y.Tepe Üniv.öğr.

Seda Taştanberk-İ.T.Ü T.M.D.K Ses Eği.Öğr.

Didem Turan-Y.Tepe Üniv.Öğr.

Fatma Aydın-Mekder Üyesi

Reyhan Çalpala-Y.Tepe Üniv.Öğr.

Burçin Yılmaz-Üniv.Öğr.




Get This? Newsflash Scroller PRO for Mambo 4.5.1, © 2004 webraydian.com
Yazarlarımız
Online Üyeler
Üye Bağlı Değil
Toplam Ziyaretçi

Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği - Câmi Mûsikîmizde Ezanlar Bu Sayfaya
Ip Adresiniz:
En Son Üyelerimiz
asuman (asuman)
(2010-09-09 15:21:21)
özgür deniz (özgür deniz)
(2010-09-08 00:42:07)
ralf35 (ralf35)
(2010-09-07 05:44:33)
mcavci (mcavci)
(2010-09-06 17:14:36)
igav (igav)
(2010-09-06 17:01:20)