Aktif Haber

Her Pazar Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosunda saat 18:00 de Sema Töreni yapılmaktadır

 

 
 
İÇTİMÂÎ HAYATTA MEVLÂNÂ

 İÇTİMÂÎ HAYATTA HAZRET-İ MEVLÂNÂ
 Bismillahirrahmanirrahim.
 Allah Teâlâ’ya sonsuz hamd ü senâ, Rasûlü Hz. Muhammed S.A.V.’e  varlıkların sayısınca salât ü selâmdan sonra…
Hazret-i Mevlânâ Celâleddin, zirvede yaşadığı Allah aşkı ve bunun bir yansıması olarak tezâhür eden insan sevgisi ile içinde yaşadığı siyâsî ve içtimâî çalkantılarla dolu, savaşlar yüzünden halkın huzursuz olduğu ve –o gün için- birliğin bulunmadığı XIII. yüzyıl Anadolu’sunda istikrarı, iyimserliği, mâneviyatın kuvvetlenmesini ve birliği sağlayan fevkalâde önemli bir câzibe merkezi olmuş ve kendisinin de belirttiği üzere, pergel misâli, bir ayağı merkezde sabit dururken, diğer ayağı ile yetmiş üç milleti dolaşarak, etkisi zamanları ve mekânları aşarak her zaman için insanlığı sevgi ve hoşgörü ile kucaklayan bir Allah dostudur.
 Mevlânâ’nın yaşadığı XIII. yüzyıl Anadolu Selçuklularının en kötü, sıkıntılı dönemi idi. Harezmlilerin bir Moğol kervanını yağma etmeleri ve Moğol elçisini öldürmeleri, Harezmlilerin bir kısmının Anadolu’ya göç etmesi ve Celalaeddin Harzemşah’ın bu ülkeden geçişi, Moğolların Anadolu’ya akınlarına hız vermişti. Sivas’a kadar gelmişlerdi. Selçukluların sonunu hazırlayan Harezmliler hakkında uygulanan yanlış siyasetin başlangıcı da bu döneme rastlar.
 Moğollar ve Harezmlilerle yaşanan meseleler sonucu merkezîlik tamamen yok olmuş, içte ve dışta karışıklıklar başlamıştı. Moğolların gidişinden sonra ise kardeş kavgaları oldu. Ayrıca sosyal hayat da karmaşa içindeydi, mutezilenin etkisi ve mezhep tartışmaları devam ediyordu. Fakat bunların yanı sıra siyâsî ve içtimâî kargaşa içinde bulunan bölgede fikrî hayat hareketli bir görünüm arz ediyordu, tasavvuf çok gelişmişti.
 İşte bütün bu şartların hüküm sürdüğü bir zaman ve mekânda Hz. Mevlânâ, eserlerinde ve halk içindeki konuşmalarında, her seviyedeki insanın anlayabileceği bir şekilde, kafalardaki fikrî karmaşayı izâle ederek inanç ve düşünce vuzûhunu sağlamaya yönelmiş, insanları hatalardan kurtarmaya çalışmıştır. Onun eserlerinde de –hayatında olduğu gibi- her sosyal sınıftan insanı görmek mümkündür; bey ve emîrlerden esnafa, zanaatkâra, hatta dilenciye kadar her sınıf ve meslekten insan, onun muhabbet ve çabasının yöneldiği hedeflerdir. Mesnevî’de her sosyal sınıftan insanın yaşayabileceği her türlü olay anlatılarak misâl getirilir.
 Hayatı boyunca bütün milletlerle, mezheplerle, dinlerle olan ilişkisinde barış ve hoşgörü hâkim olmuş, büyük-küçük, aşağı-yukarı bütün halk tabakasına aynı tevazu ve sevecenlik ile muamele etmiş; gönül gözleri kapalı bazı hasımlarının küstahça dil uzatmalarına karşı bile onlara mülâyim, iyi huylu, hoşgörülü davranmıştır.
 Bu konuda onun hayatından şöyle bir misâl verebiliriz: Konyalı Sirâceddin’in yanında biri Hz. Mevlânâ’nın “Ben yetmiş üç milletle beraberim.” dediğini anlatır, Sirâceddin de ona garazı olduğundan bir danişmendini Hz. Mevlânâ’ya göndererek, kalabalık bir ortamda iken ona bunu gerçekten söyleyip söylemediğini sormasını, ikrar ederse kendisine hakaret edip incitmesini söyler. Adam Hz. Mevlânâ’ya gelip “Siz, yetmiş üç milletle beraberim dediniz mi?” diye sorar ve “Evet, söyledim.” cevabını alması üzerine ona hakaret etmeye, terbiye sınırlarının dışında sözler söylemeye başlar. Bunun üzerine Mevlânâmız gülerek der ki: “Senin söylediklerine rağmen seninle de beraberim.”
 O günlerde haçlı savaşları devam ede geldiği, babası Sultanü’l ulemâ’nın şeyhi olan Necmeddin-i Kübrâ  hazretleri böyle bir haçlı savaşı sırasında şehid düştüğü halde Mevlânâ, Hıristiyanlara karşı da hoşgörülü davranmıştır. Onun ilmini ve hilmini işitip merak ederek kendisini görmek için Konya’ya gelen bir rahip ona otuz defa selâm vermiş, her seferinde Hz. Mevlânâ’nın eğilerek onu selâmlaması, hatta otuz üç defa eğilmesi üzerine rahip, onun bu tevazuu karşısında hayret ve hayranlıkla bunun sırrını sormuş ve Mevlânâmız şöyle cevap vermiştir: “Ne mutlu o kimseye ki Allah onu mal ile, güzellikle, şerefle ve saltanatla rızıklandırdı; o kimse dahi o mal ile cömertlik gösterdi, güzelliği ile iffetini korudu, şerefi ile alçakgönüllü davrandı ve saltanatı ile adaleti yerine getirdi.” hadîsini buyuran bizim sultanımızdır. Allah’ın kullarına nasıl alçakgönüllülük göstermeyeyim, niçin kendi küçüklüğümü belli etmeyeyim? Eğer bunu yapmazsam neye, kime yararım?”  Bu cevap üzerine rahip, yanındaki adamları ile beraber Müslüman ve Hz. Mevlânâ’ya mürîd olmuştur.
 Hz. Mevlânâ, her zaman halkın içinde yaşadı, onların her türlü sıkıntıları ile ilgilendi, onları korudu. Zaten hem Müslim, hem gayrımüslim halkın onu çok sevmesi, onu kendilerine çok yakın hissetmesi de, onun halka uzak, dünyaya yabancı biri olmadığının, bilâkis olup biten her şeyin farkında, halkın ve olayların ta içinde olduğunun en önemli ve güçlü delilidir.
 Bir gün Şeyh Sadreddin Konevî’nin evindeki bir mecliste Kemâleddin Emir-i Mahfil  dedi ki: “Mevlânâ’nın etrafındakiler halktan, esnaf ve işçi tâifesinden adamlar, fazilet ve ilim erbâbı insanlar yok.” Bu sözleri duyan Mevlânâ dedi ki: “Elbette, öyle olmasalardı onların bana değil, benim onlara mürîd olmam gerekirdi.” Bir başka rivâyete göre şunu da eklemişti: “Mansûr’umuz hallac değil miydi, Ebû Bekr-i Buhârî bez dokumaz mıydı, bir başka kâmil zât camcı değil miydi; sanatlarının irfânlarına ne zararı dokundu?”
 Mevlânâ, en tehlikeli zamanlarda bile halktan asla ayrılmamıştır. Moğol kumandanı Baycu’nun Konya Ovasına gelmesi üzerine hükûmetten ümidini kesen halk, büyük bir korkuyla Mevlânâ’ya başvurmuştu. Mevlânâ o gece evini, ailesini bırakıp Baycu’nun otağının tam üstündeki tepede sabahlamış, gezinmiş, yalnız gittiği o tepeden sabah olunca yine yalnız olarak inmiş, Konya’ya gelerek halka hiçbir şey olmayacağını, hiç korkmamalarını söylemişti. Sonradan birisi “Çok yiğitmişsiniz!” deyince Mevlânâ, her alanda olduğu gibi, bu konuda da  Hz. Muhammed’e bağlılığını vurgulayan şu cevabı vermiştir: “Padişahımız Hz. Muhammed SAV, ben insanların en yiğidiyim, buyurmadı mı?” Ve “Ben bu dokuz katlı kubbeyi, bu sihirbaz ressamı bilmiyorum, bilmiyorum.” matlalı gazeli söylemiştir; bu şiirin bir bölümünde şöyle der: “O Kaanlar kaanından elime bir yarlığ geldi de bu yüzden Baycu’yu da bilmiyorum, Batu’yu da; benim ne Rum (Türk) çehreli dilberlerim var, ne gizli Türklerim; artık Hulâgâ’yu bile bilmesem ne ayıbı var?” böylece halkı yüreklendirmiş, mâneviyatlarını yükseltmiştir.
 Mevlânâ, ya Moğol akınının işgal sonrasında toplum içinde sindirileceğini ya da geri çekileceğini biliyor, fakat onun önüne geçilemeyeceğini, her iki sûretle de bu bozulmamış unsurun Anadolu’ya ve Şark âlemine yeni bir şey getireceğini, yıpranmış eskinin, bu yeni ve zinde unsurla kaynaşıp yenileneceğini, yapılan zulmün ilk taşkınlıktan ileri geldiğini ve zamanla sükûn bulacağını anlıyordu. Hatta o ahlâk bozukluğu ve zulümle yoğrulmuş saltanatların ve o saltanata dayanan bozuk üst sınıfın çöküp yıkılmasını bekliyordu.
 Konya surlarına yaklaşan Moğol ordusu karşısında surların dışına çıkmış, Moğol kumandanı onun kim olduğunu öğrenince okçularına ona ok atmalarını emretmiş, fakat yoğun bir şekilde atılan oklar ona değmeden düşmüş, Moğol kumandanı bu manzara karşısında korkuya kapılarak, sadece surların bir duvarını hafifçe yıktırarak geri çekilmişti.
 Hz. Mevlânâ, sadece halkın değil, emîrlerin, beylerin de büyük sevgisini, saygısını kazanmıştı. Emîrler onun meclisinde bulunmak, onun nasihatlerini almak için can atıyorlardı. Hz. Mevlânâ’nın onlara yaklaşımı ise her zaman cesur, onları halka karşı yumuşak ve âdil davranmaya teşvik eder mahiyette olmuştur, her zaman dünya saltanatının aslında büyük bir imtihandan ibaret olduğu ve halka karşı muamelelerinde Allah’tan korkmaları hususunda onlara ders vermiştir.
 Fîhi mâ fih şu hadisle başlar: “Bilginlerin kötüleri, beyleri ziyâret edenler; beylerin iyileri , bilginleri ziyârete gelenlerdir. Yoksulun kapısındaki bey, ne güzel beydir; beyin kapısına başvuran yoksul, ne kötü yoksuldur.”
 Şu iki anekdot ise emîrlerin baskıcı, adaletsiz, yanlış idare ve faaliyetlerine karşı Mevlânâ’nın gösterdiği cesur, âdil, haksever tavrı ispat etmektedir:
 Bir gün Sultan İzzeddin emîrlerle birlikte kendisini ziyârete geldiğinde kapıyı açtırmamış; başka bir gün ise huzuruna aldığı sultana hiç iltifatta bulunmamıştır. Sultan, o zamanın âdeti vechile kendisinden nasihat isteyince Mevlânâ şöyle demiştir: “Ne diyeyim sana! Çoban ol demişler, kurt oluyorsun. Bekçilik et demişler, hırsızlığa kalkışıyorsun. Rahmân seni padişah yapmış, sen tutuyor, şeytana uyuyorsun.” Bu sözler padişaha çok dokundu, ağlaya ağlaya Mevlânâ’nın huzurundan çıkıp gitti.
 Bir seferinde Sultan Rükneddin’in gönderdiği beş kese altını hendeğe attırmıştı. Bir gün de kendisinden nasihat isteyen Pervane’ye “Kur’an’ı ezberlediğini duydum.” demişti, Pervane “Evet.”deyince “Şeyh Sadreddin’den de Câmi el Usul okuyormuşsun.” demiş, yine Pervane’nin tasdiki üzerine “Allah’ın, Peygamberin sözünü dinlemedikten ve halka zulmettikten sonra ben sana ne diyeyim, benim sözümü mü dinleyeceksin?” cevabı ile ona bir ders vermişti.
 Bu misallerle de onun mükemmel bir toplum adamı olduğunu görüyoruz. Bir mürşîd olarak Mevlânâ, ferdî tekâmülün, ruhun tezkiyesinin ve benliğin ruhânî aydınlanmasının üzerinde durmuştur, bu da zaten içtimâî inşâ faaliyetinin ilk derecede ve olmazsa olmaz şartıdır. Toplum fertlerden oluşur ve fertlerin tek tek iyileştirilmesi, eğitilmesi, aydın bir zihne ve kalbe, halifetullah olma bilincine sahip kılınması, toplumun yeniden inşasının da ilk şartıdır. Muhteşem ve mükemmel bir eğitici ders kitabı olan Mesnevî’de Mevlânâmız, bir kabı doldurmak için önce boşaltmak lâzımdır, der; nefs tezkiyesinin ehemmiyeti açıktır; insanlar önce Allah’ın halifesi olmaya engel teşkil eden ve eşref-i mahlûkata lâyık olmayan arındırılmalıdır ki daha sonra yüksek hasletlerle doldurulabilsin. Burada asıl olan, her insanın kendi potansiyel imkânlarını kullanarak kendi kabını doldurması, kendi kabiliyeti ölçüsünde olabileceğinin en iyisi olarak Allah’ın halifesi sıfatını lâyıkı ile taşımasıdır.
 Konu bu şekilde belirlenince Hz. Mevlânâ’nın hizmeti ve tesiri daha iyi anlaşılabilir. Hz. Mevlânâ, çok güçlü bir câzibe odağı ve mükemmel bir örnek olmuş, pek çok kişinin hidâyete erişmesine vesile olmuştur. O öylesine güçlü bir aşk adamı, öylesine güçlü bir imana sahip bir Müslüman’dı ki ve sözleri öylesine büyük bir tesir gücüne sahipti ki, onun Hakk’a yürümesinden sonra bile insanlar ona koştular, onun Hakk yoluna davetine gönülden icâbet ettiler. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Üstâd, Türkler Viyana kapılarına kadar nasıl gittiler?” sualine Yahya Kemal Beyatlı’nın verdiği cevap çok mühim ve mânidardır: “Pilav yiyerek ve Mesnevî okuyarak!” Tarihte kurulmuş İslâm medeniyetinde en önemli yapı taşlarından biri olmuştur Hz. Mevlânâ.
 Bugün dahi her milletten, her kültürden pek çok insan, onun rehberliğinde aşkla Hakk yoluna koşmaktadır.


 KAYNAKLAR:
 Mevlânâ Celâleddin – Abdülbaki Gölpınarlı
 Mevlânâ Celâleddin – Füruzanfer
 Mevlânâ’da İnanç Sistemi – Kamil Yaylalı


                                                                                      HATİCE ÖZÇELEBİ


 
 
 

 

 
Sonraki >

MALTEPELİM HUZUR EVİ KONSERİ - 29 Mayıs 2010 saat 17:00'de Maltepelim Huzurevi bahçesinde yapılacak olan
Türk Halk Müziği konserine herkesi bekliyoruz.

Revnak (Bayan Tasavvuf Topluluğu) -

''REVNAK''(Türkiye'nin ilk ve tek Kadın Tasavvuf Topluluğu)Topluluğumuz 2003 yılında İ.Ü.Dev. Kons.Sanatçı Öğr.Gör. Birsen Çakmut tarafından kuruldu.Bir müddet İ.T.Ü Dev.Kons.Öğr.Gör. Engin Baykal tarafından çalıştırılan grup,daha sonra İ.Ü.Dev.Kons.Sanatçı Öğr.Gör.Metin Özden'in şefliğinde 2007 yılına kadar çalışmalarını aralıksız sürdürdü.Daha sonra Birsen Çakmut'la yollarına devam eden grup Yenikapı Mevlevihanesi ve Gelibolu Mevlevihanesi'nin açılışında Ayin öncesi ilahi grubu olarak görev yaptı.Grubumuz Galata Mevlevihanesi'nin Restorasyon'undan önce Erkek Tasavvuf ve Sema grubu öncesi Tasavvuf müziğinden örnekler sunmuştur.Çeşitli konser salonlarında ve belediyelerin etkinliklerinde görev alan grup CD çalışmalarının alt yapı çalışmalarına başlamıştır.

REVNAK 19.11.2009'DA KANAL T ANA HABER BÜLTENİNDE GÜLGÜN FEYMAN'IN KONUĞU OLDU.

1. Bölüm

 


 

MUTRIP HEYETİ-SAZENDELER ve HANENDELER

Birsen Çakmut-Kudüm-İ.Ü.San. Öğr.Gör.

Seda Tüfekçioğlu-Kanun-Marmara Üniv. Master

Lale Duga-Kemençe-İ.T.Ü mezun ,öğretmen

Civan Argönül-Ud-Konservatuvar mezunu-Bestekar

Elif Türkoğlu-Ney-Öğrenci

Pınar Mezireli Güzel-Bendir-Kons.Mezun

Canan Erden-İ.T.Ü Kons.Mezun

Bircan Demir-Kons.Mezun-Y.Tepe Üniv.öğr.

Seda Taştanberk-İ.T.Ü T.M.D.K Ses Eği.Öğr.

Didem Turan-Y.Tepe Üniv.Öğr.

Fatma Aydın-Mekder Üyesi

Reyhan Çalpala-Y.Tepe Üniv.Öğr.

Burçin Yılmaz-Üniv.Öğr.



Her Pazar Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosunda saat 18:00 de Sema Töreni yapılmaktadır -

6 HAZİRAN YENİKAPI MEVLEVİHANE'Sİ PROGRAMI - 6 Haziran 2010 saat 14:00'te Yenikapı Mevlevihane'sinde Uluslararası Mevlana Vakfının organizasyonunda derneğimizin gerçekleştireceği Sema törenine teşriflerinizi beklemekteyiz.

TÜRK HALK MÜZİĞİ KORO -

Türk Halk Müziği Koro Çalışmalarımız Cumartesi 13.00-15.00 Pazartesi 19.00-21.00 saatleri arasında yapılmaktadır.



KUR'AN TEFSİRİ DERSLERİMİZ BAŞLAMIŞTIR - Dernek merkezimizde Çarşamba 19:00 - 21:00 ve cumartesi 18:00 - 20:00 saatleri arasında Hocamız
Ahmet Tekin gözetiminde Kur'an-ı Kerim Tefsiri dersleri yapılmaktadır.Dersler ücretsiz olup
isteyen herkes katılabilir.

Ahmet Tekin  

Akademisyen, yazar, kamu Hukuku, tefsir ve hadis uzmanı

1946 sonbaharında bağlar bozulurken Nevşehir’in Karacauşağı köyünde doğdu. İlkokul’a devam ederken hafızlığı da bitirdi. 1968’de İstanbul İmam-Hatip Okulu’ndan birincilikle mezun oldu. 1972’de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü, 1974‘te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1973‘te Edebiyat Fakültesi’nde Umumi Sosyoloji sertifikası aldı. Hukukta öğrenim gördüğü sırada Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi ve Hukuk Metodolijisi derslerini seçerek okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku‘nda doktoraya başladı, tez safhasında bıraktı. Kamu Hukuku, Tefsir ve Hadis Uzmanıdır.

1968’de “İslâm Fıkhında Mürtede Ait Hükümler” isimli Doç. Dr. Abdürrezzak Samarrâî’nin kitabının dörtte üçünü tercüme etti. (Osman Zeki Soyyiğit’le birlikte) O dönemde “Türk ve Amerikan Hukuklarında Grev ve Lokavt Ertelemesi”, “İslâm Hukukunda Yabancılar Hukuku”, “İslâmdan Önceki Türkler’de Devlet veHukuk Anlayışı” konularında üç önemli çalışma yaptı.

1971’de Muhammed Yusuf Kândehlevî’nin “Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık” isimli 5 ciltlik hadis kitabını tercüme etti. Kitap 7 baskı yaptı. (Ahmet Muhtar Büyükçınar, rahmetli Yaşar Erol, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Mustafa Yalçın ile birlikte)
1974’te Talim Terbiye Kurulu Başkanı’nın başkanlığında “Ahlâk Dersleri Programı”’nı hazırlayan komisyonda çalıştı. Rahmetli Doç. Dr. Nurettin Topçu, Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör, rahmetli Yaşar Erol ve Doç. Dr. Emin Işık ile birlikte orta öğretimde okutulan “Ahlâk” kitaplarını yazdı. Bu kitaplar 1975 – 1980 yılları arasında Talim Terbiye Kurulu tarafından her yıl 14 Milyon Adet bastırılmıştır. Kalem Yayınevi’nde 155 kitap neşretti. Bu kitapların editörlüğünü yaptı. Bu arada Ahmet Muhtar Büyükçınar, Ömer Faruk Harman, rahmetli Yaşar Erol ile birlikte, Kur’an’dan sonra 6 büyük hadis kitabından biri olan İmam Neseî’nin 8 ciltlik Sünenü’n-Neseî’sini, Şâfiî imamlarından Süyûtî’nin şerhi ve Hanefi imamlardan Sindî’nin haşiyesiyle birlikte tercüme etti.

1982’den itibaren üç yıl süreyle İstanbul’da neşredilen “el-Misâk” isimli bir Arapça Gazetenin sorumlu Yazı işleri Müdürlüğü’nü yaptı. Türkiye’de çizgileri Türk ressamlarına ait olan renkli ve resimli çocuk kitaplarını ilk neşreden oldu. Kanunî devrinde Arapça divan yazan Türk şairlerinin şiirlerinin tercümesini redakte etti.

1999’da “Hz. Ali k.v. nin Rivayet Ettiği Hadisler ve Görüşleri”ini derleyip tercüme etti. “Delâilü’l-Hayrât” adlı bir dua kitabıyla “Buharî’den Seçme Hadisler” adlı 2 ciltlik bir hadis kitabı metinleri ve şerhleriyle birlikte Yasin Yayınevi’nde neşredildi. Arapça, İngilizce, Farsça bilir. Evli ve 5 çocuk babasıdır.

ESERLERİ:
• Makâlat - Hacı Bektaşî Veli’nin Konuşmaları ve Öğütleri
• “Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru” Tefsirî - Meal
• Kur’an Yolunda Kalem Oynatanlar- Meallerle ilgili eleştiriler
• “Kur’an’ı Hedef Alan Tahrifatçılar”
• “Kur’an ile İlân Edilen İnsan Hakları”
• “Diyalogculara Kur’an Dersi” 2 Baskı yaptı.
• “Sünnetin Anlaşılmasına Doğru” – 3 Cilt 3400 Sayfa – Kaynaklarıyla birlikte 8000 Hadisi havi
• “Peygamberimizin Yol Arkadaşları” – 2 Cilt 2224 Sayfa
• “Bütün İnsanlığın Peygamberi Hz. Muhammed s.a” – Tam Metin Veda Hutbesi ile birlikte
• “ Kur’an ve Sünnetteki Veciz Dualar”
• “Atatürk‘ün Manevi Dünyası” – Rahmi VARDI ( Ahmet TEKİN ‘in katkılarıyla)
• “Hak Din İslam ve Hak Dinden Sapmalar” Misyoner Papazların, İncilin ve hristiyanlığın meşruiyetine kaynak zannettikleri Kur’an ayetleriyle ilgili doğru anlayışlar.

Neşredilecek eserler :
• Nüzul Sebepleri ve İlgili Hadislerle Birlikte Kur’an Meali
• İslam Teşri Tarihi
Kur’an’ı Kerim Lugatı - Türkiye Türkçesi ile birlikte bütün Türk lehçelerinde hazırlanarak Türk Diline ve Kur’an’ı Kerime hizmeti amaçlayan bir kitap.



GALATA MEVLEVİLERİ SEMÂ VE TASAVVUF TOPLULUĞU -

GRUBUMUZ HER SALI 19:00-21:00 SAATLERİ ARASINDA DERNEK MERKEZİMİZDE ÇALIŞMALARINI YAPMAKTADIR.



REVNÂK BAYANLAR TASAVVUF TOPLULUĞU -

REVNÂK BAYANLAR TASAVVUF TOPLULUĞU HER PERŞEMBE 19:00-21:00 SAATLERİ
ARASINDA ÇALIŞMALARINA DERNEK MERKEZİMİZDE DEVAM ETMEKTEDİR.



REVNAK BAYAN TASAVVUF TOPLULUĞU T.R.T DE - Revnak Bayanlar Tasavvuf Topluluğu, 5 Haziran 2010 saat 10:00'da TRT haber'de (TRT 2)
canlı olarak yayınlanan 'Haber tadında'adlı programa katılacaktır.

6 Haziran 2010 Yıl sonu konseri - Derneğimizin yıl sonu kapanış konseri 6 Haziran 2010 saat 18:00'de Yeditepe
Üniversitesi (Kayışdağı) İnan Kıraç salonunda yapılacaktır.Konserin tüm geliri Maltepelim
huzurevi yararına yapılacak olup bilet ücreti 5 TL dir.Biletleri dernek merkezinden veya Huzurevinden
temin edebilirsiniz.Konser içeriği;Revnak Bayanlar Tasavvuf topluluğu ve Sema gösterisi,
Türk Halk Müziği konseri ve batı müziğinden oluşmaktadır. Servisler saat 16:00'da Bostancı
 Vapur iskelesi ve Kadıköy Haldun Taner önünden kalkacaktır.Tüm üyelerimizi ve ilgilenen herkesi bekliyoruz.


Tasavvuf Sohbeti -

Her Cumartesi saat:11.00-12.00 arası Doç.Dr. Nuri Uygun'un Tasavvuf sohbetleri devam etmektedir.



Muammer Karaca Tiyatrosundayız -

Her Pazar Muammer Karaca Tiyatrosu'nda düzenlemiş olduğumuz Sema programımız için biletleri tiyatro gişesinden alabilirsiniz.Bilet ücreti 35 TL'dir




Get This? Newsflash Scroller PRO for Mambo 4.5.1, © 2004 webraydian.com
Yazarlarımız
Online Üyeler
Üye Bağlı Değil
Toplam Ziyaretçi

Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği - İÇTİMÂÎ HAYATTA MEVLÂNÂ Bu Sayfaya
Ip Adresiniz:
En Son Üyelerimiz
özgür deniz (özgür deniz)
(2010-09-08 00:42:07)
ralf35 (ralf35)
(2010-09-07 05:44:33)
mcavci (mcavci)
(2010-09-06 17:14:36)
igav (igav)
(2010-09-06 17:01:20)
eloah (eloah )
(2010-09-06 11:41:01)